23 Nisan 2011 Cumartesi

Yıllar vardı..

Karanlık bir odada 'gün' sayıyor, ışıktan yoksun,
bir tek seni düşlüyordum.
Allah bilir, acaba neredeydin şimdi?
         
Bir köşe başında adımlarını sayıyordun belki,
kalmak ve gitmek arasında mekik dokuyordun, bilemem ki.
Yaşattıklarını düşünüp vazgeçiyordun,
çok gördüğün bir tebessüm düşüp hatırına
karanlık evimin, viranemin kapısından gerisin geri dönüyordun belki.

Bense sırf bu ihtimal üzerine kapıları aralık bırakıp ayak sesleri duymaya çalışıyordum.
Ne gelen, ne giden, ne de ses..

Belki başka yerlerde beklediğimiz için ses yoktu.
Böyle avutuyordum kendimi..
Çıkıp dolaşmak, seninle karşılaşmadan eve girmek iste... istemiyordum.
Düşünmeye bile güç yetirememişken, koskoca şehirde seni aramak çılgınlıktı.

Allah bilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın?
Hesabını veremeyeceğin amellerlesin belki.

Allah bilir, belki bir akşamüstü çıkarsın karşıma.
Rıhtımda belki de sokakta.
Bakar mısın, aradığını bulmuşçasına yüzüme?

Merak eder misin bir gün?
Öylece önündeyken görür müsün peki,
Peki seslensem gelir misin benimle?

Evden çıkmıştım, anlayamadığım bir şey itiyordu beni, adeta yön veriyordu.
Bulacakmışçasına yola koyulmuştum.
Yürüyordum.

Bağırdım!
Gelir misin benimle?

Birisi cevap vermişti. Ama yalnızdım sokakta, emindim yoktu kimse!
Allah’ım deliriyordum.
Ve yine sordum, bu soruyu ben sormuyordum sanki.
Gelir misin benimle?

Çok geçmeden cevap gelmişti, şöyle diyordu yıllardır tanıdığım ama uzun yıllar önce duyduğum sedâ;
"-Gelmem, artık gelemem. Çoğu kez öldürdün beni."
Demek artık ölülerle konuşuyordum.
Allah’ım neler oluyor?
“Ama ben yıllardır seni bekliyorum, bu ânı bekliyorum.” dedim.
Bekliyordum ama şimdi nasıl oldu da bu bekleyiş bitiyordu, çözememiştim.

Şaşkındım, hüzün kokan bu şehirde derdimi anlamıştı sanki kaldırım taşları.
Benimle dalga geçiyorlardı sanki, yoksa bu ses taşlardan mı geliyor?
Paranoyanın dozunu kaçırmıştım.

Sonra bir ayak sesi geldi diğer yönden, bana cevap veren ses orada değildi ki.
Yıllardır hasret kaldığım o yüze dönüp bakmak istiyordum. Cezam hâlâ bitmemişti.
Evet hafiflemişti sesini duymuştum, hafiflemişti.
Bakamıyordum büyülendiğim çehreye,
bir daha büyülenmekten korktuğumdan belki,
Peki bir kere görmek yetmemiş miydi?
Adımlarını duyuyordum,çok yaklaşmıştı.
 Bu heyecan da neyin nesiydi?!


Ya uyanacaktım
yada beni tutan her ne ise ona karşı var gücümle meydan okuyup,
sesin sahibini görecek,
büyülendiğimi görecek,
kıyasıya sarılacaktım.
Yılların hasretini atacaktım üstümden.

Elleriyle omzuma dokununca anlamıştım ki rüya değildi.
Lâkin ölmüş olabileceğim ihtimali üzerinde hâlâ git-gel hâlindeydim.

“Ben geldim, sana geldim, çok yol yürüdüm yorgunum, senin mecraya gidelim muhabbete doyalım.”dedi.
Allah bilir, ama O(c.c.)’da bilmemi istiyordu artık, ne yaptığını bilmemi istiyordu zira şimdi yanı başımdaydı.
Ve beraber karanlık evi, viraneyi yuva yapmaya gidiyorduk.
Çok şükürdü. 

                                   Hilâl Palak (Lâl)

1 yorum:

bestami dedi ki...

eline yüreğine sağlık .